Bir Grev Gözlemi

Bu yazıya gösterdikleri üstün cesaretten dolayı Smart Solar işçilerine içten saygılarımı ileterek başlamak istiyorum. Kendilerinin de dediği gibi, çok dengesiz koşullar altında greve çıktılar ve bu koşullara rağmen çekinmeden seslerini çıkartabildikleri için onlara takdirimi sunuyorum.

22 Ekim’de Gebze’deki Smart Solar Fabrikası’nda işçiler, patronun yüzde 6 oranındaki sefalet zammına (3000 TL) karşı greve çıktı. Çoğu kadın olan 260 işçi grevlerine ikinci haftasında da kararlılıkla devam ediyor. İşveren, ilk altı aylık dönem için yüzde 6 teklif etti, sonrasındaki dönemler için de enflasyon oranıyla sınırlı zam ve refah payı verilmemesi koşulunu da dayatmış durumda.

Zırhlı Tren sosyalist gençlik gazetesi aracılığıyla bu grevi ziyaret etme ve destek sunma şansına eriştim. Bence Türkiye’deki öğrenci-işçi dayanışmasının sorunlarından bir tanesi öğrencilerin yaşadıkları çevrelerden dolayı işçi sınıfı kimliklerinden uzaklaşıyor olmasıdır. Bu durum işçi sınıfını harekete geçirmeyi planlayan bir hareket için zedeleyici bir unsurdur çünkü öğrencinin sınıf bilincine sahip olması hareketin canlılığı için çok önemlidir. Öğrenci ait olduğu sınıfın farkına varmazsa o sınıfın öbür üyeleriyle iletişim de kuramaz ve sonuç olarak onlarla iş birliği de yapamaz hale gelir.

Grevler sosyalist hareketin bu sorunu için gerçek bir merhemdir çünkü işçiyle direkt iletişim imkanı sağlar. Ben de bu greve biraz da bu sebepten ötürü (bariz sebep işçi hareketine destek vermek, tabii ki) katılmıştım ve bendeki karşılığı büyük oldu. Öncelikle işçilerin greve çıkmalarının temel sebebi gözlerimin önüne serildi: koşullar. Onları maaş gibi hayati bir konuda oyalayan bir patron ve sorunlarına kayıtsız kalan bir sistem karşısında son çare olarak greve başvurmuşlardı. Son çare kelimesi çok önemli çünkü insanlar grevin keyfi bir şey olduğunu düşünür genelde ancak bu kesinlikle yanlış bir saptama. İşçiler bunu sorduğumda son çare olarak çıktıklarını vurgulayarak anlattılar, hatta maaş sorunu da 2 yıldan fazladır işçinin gündeminde olan bir sorun yani gayet uzun bir zaman da beklemişler.

Bana gösterdiği bir şey daha ise işçilerin ortak bir amaçta birleşmesini sağlayan etken: koşullar. Bu insanların her birinin kendine özgün fikirleri ve kendi aralarında fikir ayrılıkları var. Hatta bu fikir ayrılıklarından bazıları gayet keskin, bu durumda onlar arasında birlik oluşturan onlara dayatılan yaşama koşullarıdır. Grevde gördüğüm şey o ki ortak bir dert ortak bir hareketin ana koşullarından biridir, eğer ki onların yaşamasına izin vermeyen baskıcı bir sistem karşısında bir olarak durmaları gerekmeseydi bu kadar insan aynı safa geçebilir miydi?

Öğrenci-işçi mücadelesinin kader ortaklığından da bahsetmek istiyorum. Biz bir grup öğrenci oradaydık, bunun onlar için önemini sorduğumda, bana büyük bir moral kaynağı olduğunu söylediler. Fakat oradaki birlikteliğin işçiler için moral kaynağı olmanın çok ötesinde politik bir anlamı var. Sonuçta çok farklı çevrelerde de yaşasak bize üç bin TL bursu reva görenlerle işçilere üç bin TL sefalet zammını reva görenler aynı. Öğrenciler içinse tekrar sınıf bilinci kazanmaları için grev ziyaretleri elzem önem taşıyor.

Sonuçlandırmam gerekirse grevin sol hareket için ne kadar kritik bir rol taşıdığından bahsetmek istiyorum. Grev, hareketin pratiğe dökülmesinin en dolaysız biçimlerinden bir tanesidir. İşçinin direkt olarak “Bu koşullar uygun değil” demesidir. İnsancadır ve haklıdır. İşçiye sınıf arka planı aynı olan öğrenciye düşen bu grevlere olduğunda destek vermektir, kendilerini orada göstermektir. Hareket teoride kalmamalıdır, pratiğe uygulanmalıdır. Neticede uygulanmamış yazının kalması, bir sözün uçmasından daha trajiktir.

Önceki İçerikBoğaziçili Öğrenciler Tüm Engellere Rağmen Sendikalarla Buluştu
Sonraki İçerikOkur mektubu: özel sektörde öğretmenlik