Home GENÇLİK Harika bir girişimcilik örneği: Sahte diploma skandalı 

Harika bir girişimcilik örneği: Sahte diploma skandalı 

Enes Kablan

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında sahte belge ve diploma oluşturan bir çetenin varlığı kamuoyunda büyük bir yankı uyandırdı. Mevzubahis çete Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (BTK) başta olmak üzere üst düzey bürokratların e-imzalarını taklit ederek sahte belge oluşturmuş ve yüzlerce psikolog, öğretmen, mühendis ve akademisyen mezun etmiş! İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaya göre soruşturma kapsamında 57 adet sahte diploma, 108 adet sahte sürücü belgesi ve 4 adet lise mezuniyet belgesi tespit edilmiş. Ancak gerçek rakamlar bunun çok ötesinde görünüyor. Her ne kadar bu konuda resmi bir açıklama olmasa da yüzlerce akademisyen ve onlarca milletvekilinin diplomalarının sahte olduğu kamuoyunda tartışılıyor. 

İşin hem ilginç olan hem de özüne dair yanı sahte belge üreten kişilerin faaliyetlerini gizlemeye bile ihtiyac duymadan gerçekleştirmesi. Tek eksikleri para karşılığında tez yazan şirketler gibi reklam vermemeleri. Piyasalaşan ve girişimci yetiştirmesiyle övünen üniversitelerin varlığı ışığında harika bir girişimcilik örneği değil mi? Verdikleri diplomalar sahte olabilir ama kendileri iyi bir diplomayı hak ediyor. Peki bu bize neyi gösteriyor? 

Son dönemde çok popüler olan ifadeyle siyasal ve toplumsal çürümüşlüğün bir diğer ifadesi ama zaten çürümüşlük ‘‘düzgün’’ işleyen bir burjuva sisteminden sapma değil onun eğitim ve öğretimi metalaştırmasının mantıki bir sonucu. Yani bugün yaşadığımız skandal ulaşabildiği her alanı metalaştıran ve piyasada alınıp satılabilir bir hale getiren sermaye mantığı için hiç de skandal değil. Bu yüzden diplomanın da metalaşmasına şaşırmamak lazım. 

Eğitim ve öğretimin kapitalizmle ve piyasalarla bağı yeni değil elbet. Bilimsel bilgi üretimi bugün neoliberal dönüşüm olarak bilinen yeni birikim modelinden önce de sermayenin ve şirketlerin ihtiyaçlarına göre şekilleniyordu. Kamusal kaynaklarla finanse edilen eğitim, sermayenin bu alana yaptığı yatırımları görece hafifletiyor yani bu maliyetleri toplumsallaştırıyordu. Bu durum halen geçerli olsa da bugün farklı olan şey burjuva sistemin artık yer yer mütevelli heyetleri üzerinden yönettiği ‘‘özerk’’ ve ‘’saygıdeğer’’ eğitim kurumlarına ihtiyacının azalması. Türkiye kapitalizminin üstüne bina olduğu birikim modeli emek yoğun sektörlerde yoğunlaşıyor. Zaten ihtiyacı olan şey pazarlık gücü olmayan güvencesiz ve ucuz bir emek gücü… Ve daha lise yıllarında öğrenciler MESEM protokolü gibi ya da MEB’in yaptığı sektörel anlaşmalarla sermayenin bitmek tükenmek bilmeyen kâr hırsına tabi kılınıyor. Bu durumda sahte olmuş olmamış diplomaya kimin ihtiyacı var ki? En azından sermayenin derdi hiç bu değil!

Bir taraftan sayısı son yıllarda artan özel üniversiteler aracılığıyla eğitim doğrudan bir yatırım alanı haline gelirken diğer taraftan kamu üniversiteleri sermayenin etkisine daha çok açılıyor. Teknopark’lar, kariyer günleri, özel işletmeler artarken yurtlar, yemekhaneler ve kütüphaneler gibi öğrenci ve emekçilerin kullandığı alanlar daralıyor. Kaynaklar öğrenci ve emekçilerden alınıp sermayeye teşvik ve vergi indirimleri olarak aktarılıyor. Kapitalizmin bütün rasyonalitesi bu. Sahte diploma gibi irrasyonel görünen skandallar tam da bu rasyonalitenin kendisi. 

Dememiz o ki bu krizler burjuva sınırlar içinde bile skandal gibi görünse de bu bir yanılsama. Burjuva sistem bu tarz skandallar üretti ve üretmeye devam edecek. Günün sonunda sermayenin derdi birikim önündeki bütün engellerin kaldırılması. Bunun herhangi bir etik sınırlılığı yok. 

Yaşadığımız kriz ise sermaye sisteminin düzgün işlememesi değil ondan kurtulamıyor oluşumuzdadır; krizin çözümü ise bu kurtuluşu örgütlemekten geçiyor.