İstanbul Üniversitesi’nden bir Zırhlı Tren okuru

İmamoğlu’nun diplomasının hukuksuzca iptaline karşı İstanbul Üniversitesinde barikatların aşılmasıyla başlayan demokratik mücadele; süreci sönümlendirmek için yaratılmaya çalışılan korku iklimine karşın yükselen öğrenci hareketi ve üniversitelerde hak gaspına tepki olarak öğrencilerin inisiyatifleriyle örülen boykot süreçleri beraberinde cevaplanılması gereken birçok soru getirdi. Hayatın her alanında karşımıza çıkan anti-demokratik hamlelere karşı birleşerek, kalıcı mekanizmalar yardamıyla mücadeleyi etkin kılmanın kendini zorunlu kıldığı bir süreçten geçtiğimize şüphe yok. Bu mekanizmaların üniversiteler özelindeki en somut örneği ise, 70’lerin ODTÜ’sünde öğrencilerin mücadelesi ile kazanılmış bir hak olarak yasal bir mevzuata sahip olan ÖTK’lar, yani Öğrenci Temsilcileri Konseyleri. İstanbul Üniversitesi’nde acil bir ihtiyaçtan öğrencilerin inisiyatifi ile doğarak, tıpkı ÖTK seçimlerinde olması gerektiği gibi bölümlerden başlayan temsilci seçimleri ile fakültelere, fakültelerden okul geneline uzanan bir sistem ile oluşturulan boykot komiteleri doğal ömrünü tamamlarken gözler, bu mevzileri kalıcı kılmaya ve öğrencilerin sorunlarına cevap üretmenin en etkili yolu olan ÖTK’lara çevrildi.

Peki üniversitelerde en geniş ve kapsayıcı öğrenci birlikleri olarak öğrencilere söz, yetki ve karar hakkı tanımayı hedefleyen bu mekanizmalar, İstanbul Üniversitesi özelinde ne işe yarayacak, hangi sorunlara nasıl cevaplar üretecek? Okulumuzda giderek zamlanan yemekhane fiyatları, hijyenik olmayan tuvaletler, etkisiz hale getirilen CİTÖK ve depreme dayanıksız binalardan; fakülteler arası geçiş yasakları, ÖGB müdaheleleri, yetersiz müfredatlar ve pahalı ders kitapları, öğrencilerin bir araya gelebileceği kulüp etkinlikleri ve şenlik benzeri etkinliklerin engellenmesine birçok sorun her bir öğrencinin malumu. ÖTK’lar ise bizlere, bu problemlere karşın rektörlük ve dekanlıklar tarafından zorunlu olarak atılması gereken adımlara yönelik resmi bir temsiliyet ve muhattaplık dahilinde söz hakkı tanıyor. Örneğin geçmişte ODTÜ örneğinde olduğu gibi, öğrencilerin kendi işleyecekleri derslerin müfredatlarına ÖTK’lardan yükselen taleplerle karar verebiliyorlardı. Yakın tarihli örnekleriyle öğrenciler Boğaziçi Üniversitesi’nde ÖTK’dan örgütlenen talepler yoluyla; ring seferlerinin arttırılması, yurt sorunlarında rektörlüğün sıkıştırılarak somut adımlar atmaya zorunlu bırakılması gibi kazanımlar elde edildi. Kazanımlar günlük taleplerle sınırlı kalmadı ve ÖTK, eylemlilik dönemlerinde örgütleyici bir organ görevi görerek geniş çaplı başarılı bir boykot ve eylemliliklerin örülmesinde de kritik rol aldı.

Okul bünyesinde alınacak kararlara dair birleşik bir gövdeyle manevra kabiliyetine sahip olan bu mekanizmalar, yalnızca bir talep değil aynı zamanda zorunlu bir ihtiyaç olarak kendini bizlere gösteriyor. Kolektif sıkıntılara karşı yine kolektif ve yapıcı çözümlerin hayata geçirilebileceği en gerçekçi ve olası yapı olan ÖTK’ları bir gereklilik olarak önce fiili olarak aktifleştirmek, kendi yaşamına dair söyleyeceği bir söz olan her bir öğrencinin sorumluluğudur.

Üniversiteler, rejimin anti-demokratik uygulamalarından payını; üniversite bileşenlerinin en doğal hakkı olan karar süreçlerine katılımının, YÖK kararı ile düzenli olarak yapılması gereken ÖTK seçimlerinin keyfi olarak ertelenmesi ve emekçilerin sendikalarının söz haklarının ellerinden alınmasıyla alıyor. Yaklaşık 80.000 öğrenciye sahip İstanbul Üniversitesi için mevcut koşullarda en fazla öğrenciye ulaşabilecek olan yegane mekanizma olarak bölüm-fakülte- okul şeklinde kurgulanan ÖTK, aslında okulumuzda da mevcut. Şu anki haliyle, bir anti-demokrasi timsali olarak 2 sene önce habersizce yapılan seçimlerden yola çıkıp rektörlük eliyle suni bir şekilde oluşturulan ve aktif olarak işlemeyen bu mekanizmaları işletmenin yöntemi açık: Öğrencilerin birleşik mücadelesi. Nasıl en geniş toplumsal sınıf olan işçiler sendikalarda birleşerek hakları için mücadele verip kazanımlar elde ediyorsa; öğrenciler de üniversitelerin en kalabalık bileşenleri olarak temsilciliklerde birleşip bulundukları alana dair söz söyleme ve karar verme hakkına sahip olmalıdır. Ancak bugün İstanbul Üniversitesi öğrencileri her fakültede ÖTK seçimlerinin yapılması için çabalarken belirtmek gerekir ki, sendika örnekleriyle paralel olarak, mücadele ne ÖTK’ların kazanımıyla son bulacak, ne de bu yapılar kendiliğinden sorunsuz işleyecek. İlk adım seçimlerin yapılmasını sağlamaksa; ikinci adım, tıpkı Boğaziçi Üniversitesi örneğinde olduğu gibi bu yapıların en demokratik ve kapsayıcı hale gelmesi için çalışmak ardından da yetki ve karar hakkı için mücadele etmek olacaktır.

Önceki İçerikİÜ Boykot Komitesi: 1 Mayıs’ta Öğrenciler İşçilerle Yürümeli!
Sonraki İçerik1 Mayıs afişlerinde görmediklerimiz