19 Mart sürecinin ardından gerek soruşturmalara, gerek okul idaresinin tadilat bahanesiyle yurtları boşaltmasına karşı istikrarlı bir mücadele dönemi geçiren Hacettepe Üniversitesi öğrencileri, yeni eğitim dönemine girerken de okul idaresinin saldırı dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Sıcak suların akmaması, basit bir tahakküm aracı olmanın ötesine geçmeyen e-yoklama sistemi derken bardağı taşıran hadise yemekhane zammıyla beraber fiyatları daha da artıran rezervasyonlu yemek sistemiydi.
Sözde “israfı önlemeyi” hedefleyen bu sistemin gerçekte tek çıktısı, rezervasyon yapılmadan alınan yemeklere 15 liralık bir zam öngörmesiydi. İvedilikle harekete geçen öğrenciler kararın geri çekilmesi ve rektörlükle görüşmek adına dilekçe kampanyaları ve eylemler gerçekleştirdiler. Okul idaresinin ayak oyunları sonucu rezervasyon sisteminin çalışmaması ve tüm öğrencilerin 15 liralık zamma mahkum edilmesi ise öğrencilerin yemekhaneyi işgal etmesiyle ve yemek dağıtımını kendi ellerine almalarıyla sonuçlandı. “Söz, yetki, karar öğrencilere!” sloganını yükselten öğrenciler, basit bir zam karşıtı protestonun bile nasıl öğrenci denetimi gibi ileri bir talebi sahiplenebileceğini bize gösterdi.
Okul idaresi ve rejim tabii ki öğrencilerin bu kazanımlarına izin veremezdi. Öğrencilerin mücadelesini kırmak adına önce kolluk güçleri, sonra da Ülkü Ocakları gibi faşist yapılanmalar devreye sokuldu; sayısız öğrenci yaralandı. Rejimin bu örgütlü saldırılarına karşı mücadeleci öğrencilerin vereceği cevap da örgütlü olmak zorunda. Bunu da ancak en geniş öğrenci kitlesini faşist saldırılara karşı birleştirerek, Öğrenci Temsilcileri Kurulu (ÖTK) gibi bir aygıt altında tüm öğrencileri bu saldırılara karşı mücadelenin öznesi haline getirerek başarabiliriz.




















