Kampüs politikaları ve LGBTİ+ öğrenciler

Aşağıda okurlarımızla, trans kimlikli bir Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi ile rejimin kampüs politikalarının lgbti+ öğrencilere etkileri ve mücadele yöntemleri üzerine gerçekleştirdiğimiz röportajımızı paylaşıyoruz.

 

Selam, öncelikle bize kendini tanıtabilir misin?

Merhabalar, ismim Maya ve 18 yaşında açık kimlikli trans bir kızım. Yaşım gereği kendime kadın olarak ifade etmekte hala biraz güçlük çekiyorum. Boğaziçi Üniversitesinde yeni girişli, kimya bölümü 1. sınıf öğrencisiyim ve aile evinde kalıyorum. Kampüste birçok farklı kulüpte yer alsam da en aktif bulunduğum kulüp açık ara BÜLGBTİA+ kulübüdür.

 

Lgbti+ öğrenci hareketinin içinde ne zamandır bulunduğundan ve okulundaki lgbti+ öğrencilerin faaliyet ve örgütlenmelerinden bize bahsedebilir misin?

Daha önceden hep yakın gözle takip etsem de lise zamanlarımda herhangi bir öğrenci hareketi içerisinde bulunmadım, daha doğrusu bulunamadım ama biliyordum ki bulunmak için can atıyordum. Bu yüzdendir ki üniversitenin ilk gününden BÜLGBTİA+ kulübünün bir üyesi oldum ve o günden beridir de kulüp içerisinde bolca inisiyatif almaktayım. Etkinlik faaliyetleri bazında kulübümüzde bu yıl oldukça aktifiz. Özellikle 2026 senesini “Onur Yılı” ilan edişimiz ardından pek çok etkinlik düzenleyerek birbirimizle tanışıyor ve güzel zamanlar geçiriyoruz. Bu işin tabii ki de eylem örgütlenmesi boyutu da var. Bizlerin varlığına ve kimliklerine karşı izlenen ve bir trend haline gelen fobik olaylara örgütlenmelerimiz genellikle hızlıca kendiliğinden gelişiyor. Biraz etki-tepki prensibiyle ilerlediğini söyleyebilirim.

 

Okulunuzun lgbti+ mezunları ile bir iletişiminiz var mı ve kayyum atanmadan önce lgbti+’lar için okulunuzda nasıl bir ortam olduğuna dair bilginiz var mı?

Tabi ki de bir iletişimimiz var. Biri nasıl Boğaziçili olduktan sonra buradan kolay kolay kopamıyorsa bizim kulübümüz içerisinde de bu durumun geçerli olduğunu düşünmekteyim. Onların aktarımları ve arşivledikleri şeyler olmasaydı emin olun bugün sizlere bu röportajı verebilecek kadar ne bilgi sahibi ne de öz güvenli olurdum.

Kendi odalarının bulunması etkinlik organizasyonları, tanışmalar ve kampüs içerisinde rahatlık açısından oldukça kolaylık sağlıyordu. Nasıl bir evde kendi odanızın olması kişisel alanınız için bir ihtiyaç ise o oda da birçok kişi için rahat olabildikleri belki de tek alandı. Yaptıkları onur haftalarından ve yürüyüşlerden kalan arşiv fotoğraflarını inceledikçe bir yandan kalbim ısınıyor bir yandan da acıyor. Kampüsümüzü öylesi renkli bir biçimde görmek kesinlikle sözlerle anlatamayacağım bir duygu olsa da günümüzde böylesi bir tabloya ulaşmak için savaşmamızın gerekmesi doğal olarak beni hüzünlendiriyor. Ayrıca o zamanlarda okulda karma yurtlar ve cinsiyetsiz tuvaletler de bulunmaktaydı.

 

Kayyum Melih Bulu’nun atanması ve Boğaziçi Direnişi’nin başlamasından beri lgbti+’lar için üniversitenizde ne değişti?

Kendim bizzat o dönemlerde Boğaziçi’nde olmasam da arkadaşlarımın aktarımları üzerinden bu soruyu cevaplayacağım. Öncelikle kulübümüzün odası mühürlendi ve sonrasında resmi olarak “kapatılarak” mekansızlaştırma denemelerine girişildi. Tüm bu yaşanan süreçlerde bir açıdan direniş görünürlüğümüz oldukça artmış oldu. Bununla birlikte de polis müdahaleleri oldukça arttı. Özellikle gerçekleştirdiğimiz 9. Boğaziçi Onur Yürüyüşü sonrasında birçok gözaltı, ters kelepçe şiddeti ve darp olayları ile karşılaştık. Geçtiğimiz sene alternatif mezuniyette sadece onur bayrağı taşıdığı için bir arkadaşımız gözaltı süreci yaşadı. Kampüs içerisinde onur bayrağı taşıdığımız anda özel güvenlik birimlerinin (ÖGB) üzerimize üşüştüğü, sivil polislerin her şeyi videoya almaya çalıştığı bir evreye girmiş olduk. Tüm bunlara rağmen bir şeyin altını çizmek isterim: “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!”

 

Şu an okulunuzda lgbti+ öğrencilerin bir araya gelebileceği veya kendilerini güvende hissedebilecekleri alanlar olduğunu düşünüyor musunuz?

Kampüste böyle bir alanın artık neredeyse kalmadığı aşikâr. Bu yüzden öğrenciler sadece kendi küçük arkadaş çevrelerinde bu alanı yaratabiliyorlar ya da yaratmak zorunda kalıyorlar. Ancak bahsettiğiniz bu alanlar yine biz öğrencilerin emeği ile örülmeye çalışılıyor. Biz BÜLGBTİA+ kulübü olarak bu güvenli alanın inşası konusunda yoğun olarak çalışıyoruz ve ne olursa olsun bunu sürdürmeye devam edeceğiz.

Şunu da eklemezsem olmaz: Bizler bir kulüpte değil her kulüpteyiz. Son 3 yıldır kampüs içerisinde sadece BÜLGBTİA+ kulübü değil aralarında LGBTİA+ öğrencilerin de kendilerini rahat hissettikleri ve hobilerini gerçekleştirebildikleri kulüp ve ortak alanlar açıkça işgal altındadır. Bu işgale, daha dönemin başlamasına iki gün kala usulsüzce taşınan kulüp odalarını örnek  olarak gösterebilirim.

 

Peki lgbti+ öğrencilerin kampüste güvenli alanlara sahip olmaları için sizce neler yapılmalı veya halihazırda lgbti+ öğrenciler olarak bunun için yaptığınız neler var?

Öğrencilerin sınıf ortamında rahat hissedebilmelerini sağlamak bunun ilk adımdır bence. Kendim de dahil olmak üzere birçok LGBTİA+ öğrenci bazen derste söz almaktan bile çekinebiliyor. Bunun önüne geçebilmek için akademisyenlerin bu konuda konuşmaya açık olması bir mihenk taşıdır. Mesela kendi izlencelerine (syllabus) bu konu hakkında bir cümle veya paragraf ekleyerek sınıf ortamını öğrencilere güvenli hale getirebilirler. Bunun için geçmiş haftalarda bir öneri paylaşmıştık, hatta bunu yapan akademisyenler kampüsümüzde mevcut. Bunların dışında kampüs içerisinde eski zamanlarda var olan özgürlüklerimizin geri kazanılması için mücadeleden asla vazgeçmemeliyiz. Olayları tek bir kişinin veya grubun meselesi olarak görmek yerine kampüs olarak bir arada bulunduğumuzu hatırladıkça kampüsümüzde güvenli alanlarımız her zaman var olacaktır.

Önceki İçerikÖTK Seçimleri Hemen Şimdi!