Boğaziçi Üniversitesi, bahar dönemine hızlı bir giriş yaptı. Derslerin başlamasına günler kala, Güney Kampüs’teki kulüp odalarının Hisar Kampüs’e sürgün edileceği kayyum yönetim tarafından kulüp yönetimlerine iletildi. Bu gasp girişimine karşı 6 Şubat Cuma günü öğrenciler kulüp odalarının önünde basın açıklaması yaptı, odalarda nöbete başlandı ve bir forum yapıldı. 7 Şubat Cumartesi sabahı ise çevik kuvvet eşliğinde gerçekleşen şafak operasyonuyla odalardaki eşyalar zorla taşındı.
Kampüsü öğrencisizleştirme projesinin en son adımı olarak gerçekleşen kulüp odalarının gaspına karşı, derslerin başladığı 9 Şubat Pazartesi günü kitlesel bir eylem düzenlendi. Kampüs ve çevresinde hafta boyu süren polis ablukası ve Erdoğan’ın 13 Şubat Cuma günü gerçekleşen ziyaretiyle ortaya çıkan tablo netti: Boğaziçi, fiili bir OHAL altındaydı. Ancak ilk haftanın hareketliliği, bir gerçeği de gün yüzüne çıkardı: Öğrenci hareketinin eylemlilik süreçleri, saman alevi gibi yanıp sönme tehlikesiyle karşı karşıya. Kulüp odalarımızı geri almak istiyorsak, bu bir haftanın bilançosunu dürüstçe çıkarmak zorundayız.
İlk olarak, kitlesellik meselesi her eylem sürecinde nükseden kronik bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. “Bir sonraki gün nasıl daha fazla insanı eylem alanına getirebiliriz?” sorusu ya yeterince sorulmuyor ya da görünen o ki yanlış cevaplar veriliyor.
Bu süreçte bir kez daha anlaşıldı ki Boğaziçi Öğrenci Temsilciliği Kurulu (ÖTK), bütün sınırlılıklarına rağmen geniş öğrenci kitlelerinin, medyanın ve siyasi partilerin ne söylediğini ve yaptığını ilgiyle takip ettiği bir özörgütlülük mekanizması. ÖTK’yı yalnızca dar grup çıkarları için bir “aparat” olarak gören anlayışın aksine; mücadeleyi kitleselleştirmenin yolu, öğrencilerin karar mekanizmalarına gerçek anlamda dahil olabildiği bir ÖTK’yı yeniden inşa etmekten geçiyor. Dolayısıyla, eğer mücadele kitleselleştirilmek isteniyorsa, bunun çözümü öğrencilerin bir araya gelebildiği, karar mekanizmalarına dahil olabildiği ÖTK’ları inşa etmekte ve güçlendirmekte yatıyor.
Bunun yanında, öğrencilerin acil ihtiyaç ve taleplerinden uzak basın açıklamaları, sloganlar ve eylem pratikleri de bu seferberlikte sıkça görüldü. Sembolizme sıkışmış ve herhangi bir kazanım elde etmeyi öncelemeyen bu eğilim, kalıcı mevziler edinmek ve birikimli ilerleyen bir mücadele programı yaratmak yerine “radikal” söylem ve pratikleri öne çıkarmaya devam etti. Kendi acil taleplerini netleştiren ortak bir programdan yoksunluk mücadelelerin de rastgele, kopuk gelişmesine yol açma tehlikesi taşıyor.
Süreç içerisinde öne sürülen bina işgali, akademik boykot gibi yöntemler, ancak kitleyle birlikte hareket edildiğinde ve onların mücadele içinde alınan kararlara dahil olabilmesiyle anlamlı hale gelebilir. Bu iki önerinin geniş öğrenci kesimleriyle inşa edilmeden yalnızca ilan edildiği durumda, bu araçların karikatürize olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna şahit olduk. Dolayısıyla, demokratik bir üniversite ortamı yaratmak için mücadele edenler olarak, öncelikle kendi içimizdeki demokratik anlayışı gözden geçirmemiz gerekiyor.
Kulüp odalarımızı geri kazanmak istiyorsak bir yanıp bir sönen eylemlilikler yerine uzun erimli, kalıcı mevziler edinmeyi amaçlayan, öğrencilerin acil ihtiyaç ve talepleri çerçevesinde şekillenen ortak bir mücadele hattını örmek; öğrenci hareketinin önündeki sorumluluk olarak duruyor. Bu mücadele hattını örmek için de öğrenci özörgütlülükleri olarak karşımıza çıkan ÖTK’ları inşa etmek gerekiyor. Bu noktada, ÖTK’yı kıymeti kendinden menkul, ilan edildiği anda her soruna çözüm olacak sihirli bir değnek gibi görmemek de oldukça önem arz ediyor. Kampüslerde öğrenci denetimini sağlamak ve öğrencilerin söz, yetki ve karar hakkını ortak bir zeminde savunabilmek için işlevsel bir araç olarak ele almak daha doğru olacaktır.
2021’de başlayan Boğaziçi direnişinin önemli bir kazanımı olan Boğaziçi ÖTK, kayyum yönetim tarafından resmi seçimlerin yapılması reddedilerek ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu aynı zamanda, ÖTK’nın şimdiye kadar yaptıklarından ve taşıdığı potansiyelden yönetimin ne kadar çekindiğinin de açık bir göstergesidir. Öğrencilerin temsil hakkını epey kısıtlı şekilde düzenleyen mevcut yönetmeliğin bile gerisine düşen bu pratiğe karşı cevap olarak gerçekleştirilecek fiili seçim sürecine katkı sunmak, seçimlerde aday olmak ve oy vermek; kazanılmış mevzilerimizi korumak ve söz, yetki ve karar hakkını elde edebilmek için en temel görevimizdir.

























