Kayyum rejiminin azletmeye giriştiği tüm karşıt toplumsal güçler gibi öğrenci hareketi de kendi mücadele araçlarını geliştirmeye, kendi mevzilerini korumak için seferber olmaya devam ediyor. İktidarın, artık klişeleşmiş bir saldırı biçimi olarak, kayyum atamaları ise birçok lise ve üniversitede öğrencilerin nitelikli eğitim hakkına karşı bir saldırıya dönüşüyor. Boğaziçili öğrenciler arasında, üniversitedeki atama süreçlerinin üzerinden atlayan, adrese teslim ilanlarla alımı yapılan öğretim görevlileri için kullanılagelen bir kavram var: Paraşüt akademisyenler.
Boğaziçi’nde paraşütlerin tarihi, ilk kayyum Mehmet Özkan’a kadar uzanıyor. Teknik olarak konuşmak gerekirse, akademisyenler tarafından seçilmemiş, fakat üniversiteden bir hoca olan Mehmet Özkan, ufuktaki geniş çapta kadrolaşma saldırılarının bir provası gibiydi. 2021 yılına gelindiğinde, Boğaziçi Direnişi olarak da bilinen geniş çaplı kayyum karşıtı öğrenci seferberliği, Mehmet Özkan’ın yerini alan Melih Bulu atamasına karşı ortaya çıktı. Pandemi şartlarına rağmen öğrenci direnişi öylesine kitleselleşti ki, bu tam bir ulusal gündem oldu. Aynı yılın sonuna doğru Melih Bulu önce Kandilli’ye gönüllü tehcire çıktı, ardından istifasını verdi. Gelgelelim seferberliğin bu başarısı, öğrenci hareketinin genel bir kazanımı haline gelemedi, zira Melih Bulu’nun yerine göreve getirilen Naci İnci pek çok açıdan daha zorlu ve yoğun bir karşı saldırı dalgasının temsiliydi.
Peki öğrenci hareketi tüm kitleselleşmesine ve bu seferberliğine rağmen neden ezildi ve geri çekilmek zorunda kaldı? Dahası, paraşüt atamaları karşısında neden herhangi bir kalıcı kazanım elde edemedi? Buna yanıt verebilmek için Boğaziçi’nde direnişten bu yana süren kayyum karşıtı mücadeledeki paraşütleri hedef alan süreçleri kısaca mercek altına alalım:
Akademisyenler
Kayyum karşıtı mücadele elbette kendi imtiyazlarını korumak isteyen hocalar tarafından da verildi. Bugünlerde bin iki yüzüncüleri gerçekleştirilen, rektörlüğe sırt dönüp beklemek suretiyle icra edilen nöbet adlı eylemlilikler devam ediyor. Bölümlere doldurulan paraşüt akademisyenler karşısında ise verilmiş ilk refleks genellikle görmezden gelmek, yok saymak, iletişim kurmamak biçiminde olmuştu. Bu taktikte ısrarcı olan bölümler, bugün gelmiş olduğumuz noktada en zayıflatılmış bölümlerken birkaç bölüm rektörlükle pazarlığa oturarak alım süreçlerine kısıtlı bir müdahalede bulunabilmeyi başardı. 2021’den beri geçen 4 yılda hocalar kayyumluğu küçümsemekle başlayıp, durumu kabullendiklerinde kalanlar kendi yerlerini korumak için öğrencileri geri reflekslere yönelttiler. Çoğu akademisyen “eski görkemli günlere” dair nostalji yaparken artık hiçbir şeyin yapılamayacağına kehanet eden nihilizmi yaymaktan geri durmadı. Bazı bölümlerde hocalar, açılamayan dersler için öğrencilerin yeni hoca talep etmesinin bile önüne geçmek istedi.
Öğrenciler
Paraşüt atamalarına karşın giderek düşen eğitim kalitesi ve atanma usullerindeki anti-demokratik teamüller, paraşüt karşıtlığı üzerinden kayyum karşıtı öğrenci direnişinin güvertesini oluşturur oldu. Öğrenciler paraşütlerin derslerini almayarak, açtıkları seçmeli dersleri almayıp paraşütleri tespit eden listeler yayınlayarak tepki göstermeye başladı. Zamanla, paraşütler daha da kalabalık hale gelip bölümlerde çoğunluğu oluşturdukça zorunlu dersleri de verir oldular. Öğrenciler ise karşılığı bu dersleri boykot ederek, derslerde sivil itaatsizlik biçimleriyle tepki vererek yaptı. Boykotların başını çeken öğrencilerin çoğu hakkında soruşturmalar açılırken, ders devamlılığı zorunlulukları da paraşütlerce müfredatlara dahil edildi.
Bu bilanço her ne kadar karanlıksa da mücadele ve örgütlenme deneyimleri için önemli ipuçları taşıyor. Öne çıkan unsurlardan birisi, öğrencilerin taleplerinin net biçimde formüle edilmiş sloganlardan ziyade, kitle düzeyindeki belli belirsiz huzursuzlukların ifadesi oluşudur. Tekil ders boykotlarıyla öğrenciler ne hedefledi? Paraşütlerin istifasını mı? Gerçi birkaçı, karşı karşıya kalmayı beklemediği tepki ve düşmanlık karşısında uzun izinlere çıktı ama, “collateral damage”a güven, karşı cephenin çok daha örgütlü şekilde hızla kadrolaşıp ellerindeki araçları seferber etmesini öngöremedi. Bir diğer taraftan, farklı talepleri, ihtiyaçları ve mücadele araçları olmasına rağmen öğrenciler hocalara yedeklenmekten kendilerini alıkoyamadı. Kendi acil taleplerini netleştiren ortak bir programdan yoksunluk mücadelelerin de rastgele, kopuk ve hocaların güdümünde gelişmesine yol açtı.
Bu iki unsur, öğrenci öz örgütlülüğünün araçlarının zayıflığında düğümleniyor: öğrenci temsilciliği kurulları yani ÖTK’lar.
Boğaziçi’nde direnişin sönümlenmesiyle alevlenen ÖTK, halen inşa sürecinde. Ne yönde inşa edileceği ise, bu süregelen mücadelelerle şekillenmiş durumda. ÖTK’nın paraşütler karşısında etkili bir araç olabilmesi için ihtiyaç duyulan deneyimleri incelediğimizde, öğrencilerin kendi talep ve programlarını dayatmak için örgütlenebilecekleri bir araç olma potansiyeli açığa çıkar. Ancak öğrenciler bunu hangi talepler ekseninde yapmalı?
Paraşütler mevzubahis olduğunda konunun yalnızca birkaç öğretim üyesinin atanma biçimiyle ilgili olmadığı açıktır. Paraşütlerden önce de alımlar öğrencilerin müdahil olabildiği ve demokratik teamüllere uygun süreçler değildi. Bu öğrencilerin taleplerini nereden çizmesi gerektiğine dair önemli bir emare taşıyor. Ne var ki kimi bölümlerde akademisyenlerin iç çekişmeleri ve bu çekişmeler sürecinde yürüttükleri politikalara öğrencileri yedeklemeleri, paraşüt-öğrenci karşıtlığını da yerleşik hale getirdi. Mevcut durumda, bilhassa sürecin iyi yürütülemediği bölümlerde, paraşüt karşıtlığı aynı zamanda öğrencilerin temel eğitim haklarını da savunma mücadelesiyle iç içe geçmiş durumda. Zira zamanında sadece paraşüt karşıtlığından çizilen çizgi, yukarıda sayılan nedenlerden ötürü başarısız olduktan sonra bekleneceği üzere ağır bir karşı tepkiyle karşılık buldu. Paraşütler boykotlara karşı önlem olarak yoklamalar, habersiz quizler, ders içi etkinlikler vs. ile programlarını donattı; öğrencilerin seviyesinin üstünde sınavlar yaptı; not veya slayt paylaşmayı reddetti… Bu önlemler karşısında öğrenciler tepkisel eylemlerle yetinemez, mekanizmaya müdahil olmak zorundalar.
Bu şekilde ele alındığında açığa çıkar ki, paraşütlerden kurtulma planı öncelikle paraşütlerin istifasını görev bellemez. Elbette öğrencilerin, kadrolu öğretim üyelerini istifaya zorlamaları kayda değer bir kazanım olur, ancak mücadeleyi bu eksenden çizmek geçmişteki hataların tekrarlanmasına yol açar. Bunun yerine, paraşüt karşıtı mücadele programı, öğrenci denetimini tesis etmeyi hedefleyen bir program olmalıdır. Buna göre paraşütlerden kurtulmak, gelecekte yapılacak öğretim üyesi alımlarına öğrencilerin dahil olması ve öğrencilerin açılan dersler, stajlar, burslar gibi formasyonların içeriğini kendi ihtiyaçlarına göre düzenleme hakkına sahip olması anlamına gelir. Böylelikle öğrenciler kendi seçtikleri akademisyenlerden ders alırken derslerin içeriğinin de öğrencilerin aleyhine düzenlenmesine izin vermezler.
Boğaziçi’nde ve birçok üniversitede, paraşüt akademisyenler öncelikle bölümle ilişkilidir. Bölümlerde alınan her karar ise oy hakkına sahip bileşenlerin belirli aralıklarla aldığı toplantılarla belirlenir. Boğaziçi’nde tam zamanlı öğretim üyeleri tarafından ayda bir defa alınan bölüm toplantıları, üniversitenin bölümlerdeki en temel karar alma mekanizmasıdır. Bu toplantılara ÖTK temsilcileri kağıt üstünde davetlidir. Yalnızca söz hakkına sahiptir. Sadece bir temsilci girebilir. Tüm kısıtlarına rağmen temsilcinin toplantılara girme hakkına sahip olması üniversitenin tüzük ve yönetmeliklerince güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla her ne kadar çok sınırlı olsa da bu toplantılar, öğrencilerin kendi taleplerini pazarlık edebileceği ve öğrenciler ile akademisyenler arasında sözleşme yapabileceği araçlar olarak geliştirilmelidir.
Öğrenci denetiminin somut açılımını ele aldığımızda, en genel ve öncelikli talepler arasında bölümde öğrencilerin karar hakkına sahip olması yer alır. Öğrencilerin toplantılarda oy hakkı istemesi ve bu talep doğrultusunda seferber olmasına ek olarak, toplantılardaki öğrencilere ayrılan koltuklar kalıcılaştırılmalı ve sayıları arttırılmalıdır. Bunlarla birlikte her öğretim üyesi alım sürecinde yürütülen mülakatlara öğrencilerden temsilciler katılabilmelidir. Bölümün özgül kurallarını düzenleyen tüzükler öğrencilerle birlikte yeniden yazılmalı ve bölüm içi kurulan komisyonlara öğrenci temsilcileri de dahil olmalıdır. Ayrıca ders müfredatları ve öğrencilerin sınav, yoklama gibi ders içerikleri konusunda uğrayabilecekleri hak ihlallerine karşı bunları denetleme hakkına da sahip olmalıdırlar. Bu hakların kazanılması ise öğrencilerin gündelik sorunları ekseninde bölüm ÖTK’ları aracılığıyla öğretim üyelerinin toplantısına acil taleplerini taşıması, acil taleplerin gerçekleşmesini mümkün kılmak üzere bu aracı dönüştürmeye yönelik seferber olmasından geçmektedir.
Bu talepler ekseninde örülecek çalışma, bölüm öğrencilerinin özörgütlülüğü olan bölüm ÖTK’ları altında örgütlenmekten geçse de, unutmamak gerekir ki öğrenci denetimi tek bir bölümün harekete geçmesiyle kazanılamaz; kısa süre içinde ezilir ve bölümün tabi olduğu fakülte, rektörlük ve hatta YÖK düzeyindeki hiyerarşik işleyiş mekanizmalarının el vermemesi nedeniyle işletilemez. Bundan sebep, paraşütlerden kurtulmak esasında üniversitenin işleyişine dahil olmakla, okulun yönetiminde söz, yetki ve karar hakkının tüm bileşenlerce kazanılmasıyla ancak gerçekleştirilebilir.




















