Üniversitelerin 3 yıla düşürülmesi öğrenciler için ne ifade ediyor?

Geçtiğimiz aralık ayının sonunda YÖK (Yükseköğretim Kurulu) Başkanı Erol Özvar tarafından açıklanan ve 8 dönemlik eğitimin 3 yılda tamamlanabilmesini sağlayan bir sistemin 2026-2027 eğitim dönemi içerisinde uygulamaya geçirilmesi planlanıyor. Söz konusu uygulama, 240 kredilik sistemi değiştirmeyip normalde 14 hafta olan dönemin 11-12 haftaya düşürülmesi ve bir senenin 3 dönemi kapsamasını içeriyor. Bunun gerçekleşmesi için 3 aylık yaz tatili kısaltılarak eğitim döneminin eylülden temmuza olacak biçimde uzatılması hedefleniyor.

Bu değişiklik her ne kadar üniversitelerin daha verimli olması adına planlanıyor olsa da gerçekteki amaç sermayenin ihtiyaçlarına göre eğitimi şekillendirmek. Ekonomik sıkıntıların büyüdüğü dönemde gençleri daha hızlı istihdama katıp hem eğitimin maliyetini azaltmak hem de gençleri sömürü düzenine olabildiğince çabuk dahil etmek… Bunların yanında, kendilerince evlilik yaşını düşürüp doğum oranlarını arttırmaya yönelik bir uygulama olduğu da öne sürülebilir.

Peki, bu değişikliğin öğrenciler üzerindeki etkisi ne olacak? Öğrencilerin büyük bir kısmının burs yetersizliğinden kaynaklı öğrenimini sürdürmek için çalışmak zorunda olduğu bu dönemde ders yoğunluğunun artması, çalışan öğrencilerin eğitimini sürdürmesi için önemli bir sorun olacak. Bu hızlandırılmış ve yoğunlaştırılmış eğitim modeliyle beraber, halihazırda hem eğitimini sürdüren hem de çalışan öğrencilerin çalışmak için kullanabildikleri uygun zaman da ellerinden alınacak. Ayrıca, bu değişiklik eğitimin niteliğini etkilemesinin yanında kampüsleri sosyal bir ortam olmaktan uzaklaştırıp yalnızca eğitimi piyasalaştıran bir modele dönüşmesini sağlayacak. Öğrencilerin sosyalleşme alanı olan kampüsler, sadece derslere girip çıktıkları bir alana dönüşecek. Bir başka sorun ise, öğrenim süresinin düşürülmesinde amaçlardan biri gibi gözüken gençlerin istihdama katılımının arttırılması. DİSK-AR aralık verilerine göre geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 29.1’e ulaşmış durumda. İşsizlik oranı halihazırda bu kadar yüksekken gençleri bir yıl daha erken mezun etmenin istihdamı nasıl arttıracağı büyük bir muamma.

Yükseköğretimin 3 yıla düşürülmesi öğrencilerle birlikte akademisyenleri de etkileyecek. Derslerin yoğunlaşmasıyla beraber akademisyenlerin gün içinde araştırma ve bilimsel çalışmalara ayırabilecekleri zaman kısıtlanacak. Bu durum bireysel olarak akademisyenlerin yanında üniversitelerin ana amaçlarından biri olan bilimsel üretime de engel olacak.

Planlanan uygulamaların, üniversitelerin bilimsel rolünü daraltması ve öğrencilerin alacağı eğitimin niteliğine büyük ölçüde zarar vermesi muhtemel gözüküyor. Üniversiteler, aşikar bir biçimde her gün daha da piyasalaştırılmaya çalışılıyor ve sermayenin anlık ihtiyaçlarına cevap veren kurumlara dönüşüyor. Gençler daha erken sisteme itiliyor ve genç yoksulluğu daha da artıyor.

Önceki İçerikGençler antiemperyalist olmalı: neden ve nasıl?
Sonraki İçerikFırtınanın Eşiğinde: Bahoz