Saldırılar münferit değil, sistemin sonucudur!

Son yıllarda Türkiye’de sayısı giderek artan okul içi şiddet ve saldırıların yenisi, 14-15 Nisan tarihlerinde Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde ve Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda art arda biçimde gerçekleşti. Şanlıurfa’da gerçekleşen saldırıda, saldırgan dışında okulda 16 kişi yaralanırken, Kahramanmaraş’ta gerçekleşen saldırıda saldırgan dışında 10 kişi öldürüldü ve 13 kişi yaralandı.

Hiç şüphesiz bu saldırılar münferit olaylar olarak ele alınmamalıdır. Okullarda çeteleşmenin ve akran zorbalığının artması da bundan 1 ay önce Fatma Nur Çelik’in öldürülmesi de bu saldırılarla doğrudan bağlantılıdır. Bu olaylar, kadın cinayetlerinden işçi cinayetlerine, oradan suça sürüklenen çocuklara kadar rejimin yıllardır uyguladığı politikaların ortaya çıkarttığı krizin birer sonucudur.

Bu krizin sebep olduğu okul saldırılarının nesnel sebeplerine odaklanmaya çalıştığımızda, karşımıza kompleks bir dinamik ortaya çıkar. Kapitalizmin ücretli emeği ve emek ürünlerini üreticinin karşısındaki nesneler biçiminde yabancılaştırması, kapitalist düzen altında işçi yetiştirmek amacıyla var olan okullarda da kendini gösterir. Bu durum, okullarda öğrencilerin hem kendilerine hem başkalarına karşı yabancılaşmasının hem de bireylerin izole edilmesinin bir tezahürüdür. Okullarda bireylerin yabancılaşması durumu, rejimin beslediği saldırgan ve militarist atmosferle birleşince, bireyler üzerinde bir saldırı kültürü olarak yansır. Okul örneğinde gördüğümüz gibi, bir öğrencinin diğer öğrencilere karşı saldırgan bir tutum almasına sebep olur. Bununla beraber, bireyin okul veya aile içerisinde gördüğü şiddet ve baskılar, patriyarkanın ona atfettiği konum gibi etkenler saldırgan tutumun oluşmasına katkıda bulunur. Son tahlilde, gördüğü baskılar sonucu birey rejimin saldırı kültürüyle beraber okul içinde sistemin dayattığı ve akran zorbalığı gibi yollarla hissettiği çaresizliği ve umutsuzluğu bir dışavurum olarak saldırgan biçimde gerçekleştirir.

Çocukların silahlara erişimi bu saldırgan tutumun gerçekleşmesinde başat rol oynar. 15 Şubat’ta gerçekleşen saldırı örneğinde, saldırganın babasının polis olması şiddet kültürüyle iç içe bir hâlde bulunmasına sebebiyet vermiş ve saldırganın kontrollü veya kontrolsüz biçimde silahlara erişiminin olması, durumun gerçekleşmesini kolaylaştırmıştır.

Bunlar, her geçen gün derinleşen yoksulluğun, eşitsizliğin, şiddeti sıradanlaştırıp gençleri umutsuzluğa ve güvencesizliğe iten politikaların somut çıktılarıdır. Saldırıların yalnızca güvenlik eksikliği olarak ele alınması, meselenin özünden uzaklaşmanın yanında, gerçekçi bir çözüm getirmekten de uzaktır. Çocukları suça sürükleyen sistem değiştirilip uygun psikososyal ve pedagojik eğitim verilmediği sürece, çocukların yaşam ve eğitim hakkını hedef alan bu olayların arkası kesilmeyecektir.

Bu noktada, çocukların silahlara erişimi engellenmeli ve okul içi şiddeti önlemeye yönelik uygun sosyal politikalar izlenip çocuk hakları çerçevesinde kararlar alınmalıdır. Çocukları bu şiddet sarmalından kurtarmak için, MESEM gibi çocukları ucuz emek gücü kaynağı olarak kullanan, çocukları birey olmaktan uzaklaştırıp ayrıştıran ve izole eden politikaların önü kesilmeli; her çocuğa uygun biçimde nitelikli, bilimsel ve anadilde eğitim sunulmalıdır.

Gerçekleşen olayların ardından, Türkiye’nin dört bir yanından yüz binlerce eğitim emekçisi, veli ve öğrenci 14 ve 15 Nisan’da yıllardır şiddeti sıradanlaştıran, gençleri güvencesizliğe ve umutsuzluğa iten politikalara karşı sokaklara çıktı. Aynı zamanda 15, 16, 17 Nisan tarihlerinde eğitim emekçileri okullarda artan şiddete karşı iş bıraktılar. Sermayenin birer aracı haline gelen okullarda, rehberlik ve psikososyal destek yoluyla şiddeti önlemeye yönelik taleplerin sonuna kadar arkasındayız. Bizler de bu saldırıların tekil olaylar olmadığının ve ekonomik krizle beraber derinleşen yoksulluk ile rejimin yıllardır uyguladığı politikaların sonucu olarak ortaya çıktığını biliyor ve buna karşı mücadele ediyoruz.

Önceki İçerikİktisat Felsefesi Atölyesi Değerlendirmesi
Sonraki İçerik1 Mayıs’ta Kimle Olmalı?