Türkiye’de öğrenci hareketi bir süredir, üzerinde biriken ölü toprağını atma çabası içinde. 15 Temmuz ve Tek Adam rejimine geçiş süreci sonrası epey kan kaybeden hareket Boğaziçi Direnişi ile beraber toparlanma emarelerini göstermişti. 19 Mart seferberliği ise gerek kitleselliği gerek tekil okullara sıkışmayarak gerçek bir ulusal seferberlik potansiyeline sahip olmasıyla gerçek bir öğrenci seferberliğinin nasıl bir durum olduğunu hepimize hatırlattı. Bu düzeyde bir seferberlik ve satırlarımızda defalarca değindiğimiz geri çekilme sebepleri pek çok gençlik örgütünde bir muhasebe, saptama ve yeni politika üretme ihtiyacını doğurdu. Mücadele tuhaf şeydir, bazen mevcut durum ne kadar farklı olsa da iç tartışmalarınızı değiştirmez; sadece ona gerçeklik ve ciddiyet katar. 19 Mart sonrası gençlik örgütlerinin de durumu buydu; yıllardan beri tartışılagelen o merkezi soru tekrar zuhur etmiş ancak bu kez gerçek, politik tercihler olarak ifadesini bulmuştu: Öğrenci hareketinin örgütü ne olacak?
Yanlış anlaşılmasın, burada “örgüt” derken siyasi partilerin gençlik örgütlerini kastetmiyoruz. Kastettiğimiz örgüt bir kitle örgütü: Gerek örgütlü gerek bağımsız öğrencilerin içinde faaliyet yürütebileceği, mümkün olan en geniş öğrenci kesimi nezdinde kabul edilebilecek ve öğrenci kitlesinin doğal mücadele aracı olan bir özörgütten bahsediyoruz. Türkiye’de öğrenci hareketinin kitle örgütleriyle mazisi maalesef son 10 yıldır pek parlak değil. 12 Eylül öncesi ODTÜ’de ders programını belirleyecek güce sahip Öğrenci Temsilciliği Kurulu’ndan (ÖTK) tüm sınırlılıklarına rağmen gerçek bir kitle örgütü ve sınıf hareketiyle birleşme perspektifi taşıyan Genç-Sen deneyimine, Genç-Sen’den ise neredeyse tamamı örgütlü öğrencilerden oluşan ve ömürleri birkaç dönemi geçemeyen üniversite dayanışma, meclis ve inisiyatiflerine maalesef çok kan kaybettik. Bu tip bir örgütlenme modeli -geçmiş deneyimlerden hareketle- süreklilik sağlayamıyor, öğrenci kitleleri tarafından kendi meşru mücadele araçları olarak kabul edilmiyor, kitleselleşemiyor ve tüm bunların sonucu olarak gerçek mücadele araçlarına dönüşemiyor. Bu tip örgütler elbette belirli zamanlarda ve yerlerde mücadeleyi sırtlayabilir ve belirli kazanımlar elde edebilir; ancak bizim öğrenci hareketinin kronik sorunları olarak gördüğümüz süreklilik, meşruiyet ve kitlesellik sorunlarını çözmeleri mevcut hallerinde kaldıkları sürece neredeyse imkânsız olacaktır.
Öyleyse bizim mücadelenin şu anında, belirttiğimiz sorunlara çözüm üretecek formda nasıl bir kitle örgütümüz olabilir? Biz, şu anki koşullarda bu kriterleri sağlamaya ve dolayısıyla gerçek bir kitle örgütüne dönüşmeye en yakın formun ÖTK’lar olduğunu düşünüyoruz. ÖTK’lar 19 Mart süreci boyunca böyle bir göreve talip olduklarını gösterdiler, İstanbul’da hemen her okulda seferberlik esnasında inşa edilmeye çalışılan ÖTK’lar gerçek bir mücadele anında kitlelerin ilk tercihi oldular. Durum öyle bir hale geldi ki, tüm başarısızlıklarını göz önünde bulundurursak bile öğrenci hareketinde uzun yıllar sonra ilk defa İstanbul çapında bir ortak mücadele platformu olmasıyla tarihsel önem taşıyan İstanbul Üniversiteler Koordinasyonu, inşa olmakta olan ÖTK’ların bağrından yükseldi.
Bu potansiyeli gören yalnızca bizler değiliz. Öğrenci hareketinin bu düzeyde kitleselleşmesi ve birleşmesinden ürken rejim, 19 Mart öncesinde ÖTK’lara yönelik yürüttüğü saldırıları 19 Mart sonrasında artırarak sürdürdü. YÖK tarafından bile resmi olarak tanımlanmış ÖTK seçimi hakkı zaten birkaç istisna dışında hiçbir üniversitede resmi olarak tanınmıyordu. Bu sene rejim saldırının dozunu artırarak ÖTK’ların kalesi denilebilecek Boğaziçi Üniversitesi’nde bile resmi seçimleri yaptırmayacak kadar ileri gitti. Boğaziçi’nde mücadeleci öğrencilerin bu saldırıya cevabı ÖTK’ları terk etmek olmadı. Aksine, öğrenciler zaman kaybetmeden resmi seçimlerin yapılması talebini merkezine koydukları bir fiili seçim kampanyası örgütlediler. Bu örnek, ÖTK seçimleri yapılmayan diğer okullarda nasıl bir yol izlememiz gerektiğini de bize gösteriyor. Aslolan ÖTK’ların resmi yapısı değil bizim mücadelemizin gücü, halihazırda sahip olduğumuz ÖTK hakkımızı da ancak mücadelemiz ile kazanabiliriz.
İşte bizim yapmak istediğimiz, inşa etmek istediğimiz bu. Ne kendimiz çalıp kendimiz oynayacağımız meclisler ve dayanışmalar ne de bir örgütün arka bahçesi olmanın ötesine geçmeyecek sözde “sendikalar” ihtiyacımız olan. Bizim ihtiyacımız; mümkün olan en geniş öğrenci kitlesinin gözünde meşruiyeti olan, seferberlikler yükselse de düşse de her durumda faaliyette bulunabilecek, öğrenci hareketinin gücünü bağrında birleştirebileceğimiz gerçek bir kitle örgütü. Şu an için buna en yakın örgütün ÖTK olduğunu düşünüyoruz, bu yüzden bulunduğumuz her alanda ÖTK’ları inşa etmek için mücadele edeceğiz.

























