İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, 22 Mayıs sabahı, okullarının gecenin bir vakti yayımlanan tek cümlelik bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kapatıldığını öğrenerek uyandılar. Bu keyfi kapatma kararıyla Tek Adam rejimi siyasal demokrasiye yönelen saldırılarına bir yenisini ekledi. Kimseye bilgilendirme yapılmadan verilen bu karar için bir gerekçe dahi sunma gereği duyulmadı. Binlerce öğrenci ve üniversite emekçisi güvencesizliğe ve belirsizliğe itildi. Ancak öğrenciler ve emekçiler üniversitelerini Tek Adam rejimine kolay kolay teslim etmediler.
Üç gün süren direniş boyunca yüzlerce polis, ÖGB işbirliğiyle kampüsü kuşatmış, üçüncü gün gelen topyekûn polis saldırısıyla kampüs zorla boşaltılmıştı. Direniş bu saldırı ile de kırılamadı, aynı gece yayımlanan Resmi Gazete’de kapatma kararının geri alındığının, yani direnişin başarıya ulaştığının duyurulmasıyla sonlandırıldı. Bilgi öğrencileri ve onlarla dayanışmaya gelen öğrenciler polis saldırısına rağmen direnişi sürdürmüş, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Eğitim-Sen üyesi emekçiler sendikal faaliyetin engellenmesine dönük baskılara rağmen seferberliğin önderliğini üstlenmiş ve olağanüstü bir dirayet göstermişti. Seferberlik boyu atılan sloganlarda öğrenci-işçi dayanışmasının ve polis ablukasına karşı mücadelenin vurgulanması olumluydu. Süreçte yaralanan, gözaltına alınan, ev baskınıyla mahkemeye çıkarılan öğrenciler de oldu.
Rejimin tüm bu yaşananlara sebep olan kararı hangi motivasyonla aldığı hâlâ meçhul. Bu keyfiyet tüm kesimlerde bir kafa karışıklığı yaratmış, seferberliğin taleplerini bir savunma pozisyonuna sıkıştırmıştı ve hemen her kesim kararın derhal geri çekilmesi ve süreçteki belirsizlik ve güvencesizliklerin ortadan kaldırılması taleplerinde birleşmişti. Biz ise kararın geri çekilmesinin yanı sıra Bilgi dahil tüm özel eğitim kurumlarının kamulaştırılmasını ve üniversitelerde artan baskıların ve kayyum siyasetinin son bulmasını savunduk.
Rejim dört bir yandan saldırıyor. Bilgi’de yapılanlar siyasal demokrasiye çoktandır yapılagelen saldırıların devamı ve artacak baskıların habercisidir. Mücadelemizin topyekûn kapitalist sistemle ve Tek Adam rejimiyle olduğunu hatırlamalıyız ve birbirinden yalıtık sürdürdüğümüz mücadeleleri bir program etrafında birleştirmeliyiz. Bu programı inşa ederken de kendi mücadele araçlarımızı, özörgütlerimizi (“işçilere sendika, öğrencilere ÖTK”) inşa etmeyi sürdürmeli; her mücadeleyi ileriye olumlu bir bakiye taşıma perspektifiyle örmeli ve şunu unutmamalıyız: Tek Adam rejimi uzlaşmayla değil, mücadeleyle gidecek!

























