Mayıs ayını sonlandırırken bir eğitim dönemini daha geride bırakıyoruz. Bu eğitim döneminde de hem liselerde hem de üniversitelerde mevcut politik iklimin izdüşümleri kendini belki de hiç olmadığı kadar yansıttı.
Bir noktadan başlamak gerekirse faturası emekçilere kesilen ekonomik krizden öğrencilerin de payına düşeni almasından, burslarının enflasyon karşısında kum gibi un ufak olmasından, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan bütçenin gençliğin temel ihtiyaçlarını karşılamaktan hayli uzak olmasından başlayabiliriz. Henüz dönemin başlarında bir sıra arkadaşımız yurdunda sıcak su bulunmadığı için kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Edirne’de yurtta kalan öğrenciler yine sıcak su bulunmadığı için bu durumu protesto ettiler. Sene içerisinde birçok kentte kız yurtları güvenlik tehdidi ile karşı karşıya kaldı. Hacettepe’de yemekhanelerinin fiyatı ve niteliği gitgide kötüleşen öğrenciler dönem içerisinde uzun soluklu eylemler gerçekleştirdi. Bunun sonucunda rejimden aldıkları karşılık, açılan soruşturmalar ve polis şiddeti oldu.
Dönemi değerlendirirken üzerinden atlayamayacağımız bir diğer nokta rejimin 19 Mart’ın ardından katmerlenerek artan saldırıları oldu. Okullar açılır açılmaz İçişleri Bakanlığı aracılığıyla üniversitelere gönderilen mesajla rejim, üniversitelerdeki öğrenci örgütlülüğüne karşı adeta rektörlerin kulağını çekti. Ardından sene içerisinde Yıldız Teknik, Boğaziçi ve Türk-Alman gibi üniversitelerde öğrenci kulüplerinin karşı karşıya kaldığı saldırılar ise üniversite yönetimlerinin kayyum rejimine “Mesajını aldık başkanım” demesiydi. Bahar döneminde Erdoğan’ın Boğaziçi ve İstanbul Üniversitesi’ne yaptığı ziyaretler ve bu ziyaretler boyunca kampüs ve çevrelerinde yaşanan OHAL durumu, rejimin okullarımızdaki bir diğer yansımasıydı. Son olarak geçtiğimiz günlerde Bilgi Üniversitesi’nin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile bir gecede kapatılıp öğrencilerin üç gün süren direnişlerinin ardından yine kararname ile bir gecede açılmasıysa rejimin karakterini apaçık ortaya seren bir hadise.
Mücadeleci öğrencileri soruşturma ve gözaltılarla sindirmeye çalışan rejim bir yandan da kampüslerde katledilen kadınlar, geleceksizliğe ve şiddete sürüklenen çocuklar ve çalışmak zorunda kaldıkları işyerlerinde katledilen MESEM’liler için tek bir önlem dahi almakla uğraşmıyor. Güz döneminin başlarında Hilal Özdemir, Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum yönetim tarafından sermayeye kiralanan kampüste kaçak bir çocuk işçi olarak çalıştırılırken bir erkek tarafından katledildi. Birkaç ay sonra Meliha Keskin, okuduğu Erciyes Üniversitesi’nde pompalı tüfek ile katledildi. Bir yandan da failleri hiçbir yaptırımla ve cezayla karşılaşmayan diğer ölümler var: MESEM ölümleri. Her yıl onlarca çocuk, bizzat rejim tarafından sermayeye ucuz işgücü olarak teslim edildiği işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri alınmadığı için can verdi.
2025-2026 eğitim dönemini ardımızda bırakırken rejimin bize sundukları yoksulluk, geleceksizlik, güvencesizlik, şiddet ve baskıdan başka bir şey değil. Bütün bunlara rağmen gençlik olarak Tek Adam rejimine karşı emekten yana bir mücadeleyi bulunduğumuz her alanda sürdürmeli, taleplerimizi gür bir sesle haykırabileceğimiz özörgütlülüklerimizin inşası için canla başla çalışmalıyız.


























