Temmuz ayının gelmesiyle asgari ücrete ara zam konusundaki beklentiler artıyor ve sermaye devleti bu konuda geçen yıllarda olduğu gibi sessizliğini koruyor. Emekçilere açlık sınırının altında, insanlık dışı koşullarda çalışmayı reva gören tek adam rejimi; öğrencilere de üniversite yemekhanelerinde günde 3 öğün yemeğe bile yetmeyen, başvuranların ezici bir çoğunluğuna kredi şeklinde verilen 4000 TL’lik bir sefalet harçlığını layık görüyor. Eğitimin tamamen metalaştığı, barınma ve beslenme gibi en temel ihtiyaçların bile birer lüks tüketimi haline getirildiği bu tabloda öğrenciler sermaye sınıfının insafına terk edilmiş durumda.
Verilen bu 4000 TL’lik sözde eğitim desteğinin başvuranların ezici çoğunluğuna “kredi” adı altında verilmesi basit bir ekonomik tercih değil. Bu politika geleceğin emekçilerinin omzuna şimdiden borç yükleyerek onları mezuniyet sonrası güvencesiz ve esnek koşullar altında çalışmaya mecbur bırakan bir şantaj mekanizması görevi yapıyor. Binlerce genç bu borç kıskacı yüzünden daha diplomalarını bile alamadan sermayenin yedek iş gücü ordusunun bir parçası haline geliyor. Her sene yetersiz ve gerçeklikten kopuk zamlarla öğrencileri geçiştiren tek adam rejimine karşı tüm KYK kredilerinin bursa çevrilmesini ve her 3 ayda bir KYK burslarına gerçek enflasyon oranında zam yapılmasını talep etmek, insancıl koşullar altında eğitimimizi sürdürebilmek için yükseltmemiz gereken acil bir mücadele başlığı. Açlık sınırının altında asgari ücret alan bir ailenin çocuğunun, bugünün Türkiye’sinde üniversitede KYK bursu ile geçinebilmesi matematiksel olarak mümkün değil.
Biz bu insani taleplerimizi öne sürdüğümüzde hep ekonomik kriz bahanesi ve ayrılacak kaynak olmadığı öne sürülüyor. Asgari ücrete ara zam taleplerine kapılarını sımsıkı kapatan, enflasyonun faturasını emekçi halkın sırtına yıkan sermaye sınıfı söz konusu KYK bursları olunca da aynı sınıfsal refleksi gösteriyor. Çünkü sermaye sınıfı çok iyi biliyor ki emeğin ucuzlaması ile öğrencinin yoksullaşması aynı madalyonun iki yüzü. Milyar dolarlık şirketlerin vergi borçlarını silen, sermayeye teşvik üstüne teşvik yağdıran, organize işgal örgütü NATO’nun Ankara’daki zirvesine hazırlık yapmak için eğitim bütçesine KYK’dan ayırdığı payın kat kat fazlasını harcayan bütçe işte bu yüzden sıra emekçilere ve öğrencilere geldiğinde “kaynak yok” yalanının arkasına sığınıyor.
Bununla da kalmıyor; öğrenciler sadece son 1 ay içinde 5 gencin hayatını kaybettiği, asansör kazalarının ve yemekhane zehirlenmelerinin sıradanlaştığı KYK yurtlarına mahkum ediliyor. Yetersiz yurt kapasiteleri ve rant odaklı şehir planlaması nedeniyle kimi zaman okullarına saatlerce uzaklıktaki yurtlarda barınmak zorunda bırakılan öğrenciler, KYK bursuyla bu ulaşım ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor. Sırf hayatta kalabilmek için ders saatleri dışında çalışmak zorunda kalan binlerce öğrenci fiilen işçi sınıfının en güvencesiz ve sömürülen kesimlerinden birini oluşturuyor. Öğrencilerin ucuz iş gücü olarak hizmet sektörüne itilmesi, bu durumda sistemin krizi yönetme biçiminin ta kendisidir.
Bu yüzden KYK burslarına ara zam ve kredilerin karşılıksız bursa çevrilmesi talebi, yalnızca öğrencilerin dar bir ekonomik talebi olarak okunamayacağı gibi işçi sınıfının asgari ücret mücadelesinden de yalıtılmamalıdır. Üniversitelerden ve fabrikalardan yükselen insanca yaşam talebi yalnızca aynı mücadelede buluşursa zafere ulaşabilir. Kurtuluş, ne sermaye devletinin lütfedeceği ilk aydan enflasyon karşısında eriyecek sadaka niteliğindeki zamlarla ne de krizin yükünü sürekli olarak emekçiye yıkan bu düzenden medet ummakla gelebilir. Öğrenciler, barınma ve beslenme gibi en temel hakları için kendi öz gücüyle örgütlenmeli ve parasız, bilimsel eğitim mücadelesini işçi sınıfının sömürüye karşı yürüttüğü kavgayla omuz omuza büyütmelidir. Ekonomik kriz yalanları arkasına sığınan sermaye devletine karşı taleplerimiz net: Bütün KYK kredileri bursa çevrilsin, KYK bursuna 3 ayda bir gerçek enflasyon oranında zam yapılsın!
Boğaziçi Üniversitesinden bir öğrenci
























