Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan, sinemaya meraklı bir öğrenciyim. Geçen aylarda üniversitede aldığım bir ders için grup olarak bir kısa film çektik. Bu dersi almaya karar verdiğim zaman çoktan 3 yıldır öğrenci film gruplarında bulunuyordum ve bunu “kısa film atölyesi” adı altında gerçekleşen atölyede yapıyordum. Bu atölye eskiden Mithat Alam Film Merkezi (MAFM) altında yürütülürken Boğaziçi Üniversitesi’ne Naci İnci’nin kayyum rektör olarak atanmasından sonraki süreçte o kurumdan bağımsız işler hale gelmişti. Sonrasında merkezi kuran ve ona ismini veren Mithat Alam’ın merkezin yetkilisi olması için atadığı Mithat Alam Eğitim Vakfı (MAEV), MAFM’ın faaliyetlerini kampüs dışında yürütmeye devam etme kararı almıştır.
Yani şu anda MAFM’ın kampüste faaliyet yürütebileceği atanmış bir yeri yok. Bu kurumdan kalma “kısa film atölyesi”nin de kampüs içinde hiçbir yerde faaliyet yürütme garantisi olmamakla birlikte eskiden MAFM’a ait bir bina olması sayesinde sağlanan, öğrencilere pratik eğitim verme ve ücretsiz ekipman kiralama hizmetinden de yoksun bırakıldık. Bu yoksunluklar da atölyenin niteliğini düşürüyor.
FA kodlu derslerden oluşan ve Batı Dilleri ve Edebiyatı bölümü altında yürütülen film sertifikası programı üstten bir kararla kapatılmış ve yerine FILM kodlu derslerden oluşan ve yine üstten bir kararla açılmış Film ve Medya Çalışmaları Enstitüsünün altında yeni bir program açılmıştır. Bu süreçte bazı akademisyenler yıldırılıp okuldan uzaklaşma kararı verirken Can Candan ve Özcan Vardar gibi akademisyenler ise zor yoluyla okuldan uzaklaştırıldı. Tüm bunlar Boğaziçi’nde verilen film eğitiminin niteliğini etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda eğitimleri üzerinde söz hakkı olmayan sinemaya ilgili öğrencilerin motivasyonunu da düşürüyor.
Benim aldığım ders de FILM kodlu bir dersti. Film ve Medya Çalışmaları Enstitüsünün bize sunduğu ekipman imkanları aynı anda dersi alan ancak 2 gruba yetiyordu. Aynı süre içinde film çekmeye çalışan 7 grup için bu hayli sorun oluşturmaktaydı. Benim aldığım ders film çekimi içeren tek ders de değildi. Aynı dönemde 2 farklı sınıf daha film çekimi için gruplara ayrılmıştı. Bu ekipmanlar bu dönem boyunca sadece ders alan öğrencilere ayrılıp ders dışı film çekimi yapmak isteyen öğrencilere sunulmuyordu. Bu durum, ekipman imkanlarının darlığını düşününce hiç şaşırtıcı değil. Bu uygulamanın yaratılması öğrencilerin amatör bir şekilde film çekimi yapmalarını engelleyen bir faktör haline geliyor. Ekipman çeşitliliği ise öğrenci imkanlarıyla oluşturulan Sinema Kulubünün (BÜSK) ekipman envanterine kıyasla bile çok dardı. Buna en basit örnek Enstitünün bize kamera sağlayamamasıydı. Grupta birinin kamerasının olması bekleniyordu.
Ekipman imkanlarının yetersizliği sadece doğrudan film çekmemizi imkansız hale getirmiyor, aynı zamanda pratik eğitim almamızı da zorlaştırıyor. Daha önce mikrofon kullanmamış ve mikrofona set gününe kadar erişimi olmayan birisinin (ekipman azlığından dolayı böyle oluyordu) kaotik set ortamında ses kaydını ne kadar iyi yapabilmesi bekleniyor? Aldığımız ders boyunca sadece bir kere pratik eğitim alma şansımız oldu ve o derste de 45 kişilik bir sınıfta tek bir öğretmenin film çekiminin bütün rolleri hakkında (yönetmenlik, sinematografi, ses, sanat yönetmenliği vs.) öğrencilere bilgi vermeye çalışmasının sonucu olarak öğrenciler tatminsiz bir şekilde ayrıldılar.
Kendi ekibimiz Enstitünün hiçbir imkanından faydalanmadan BÜSK’ün tabi yine kısıtlı ekipmanlarını kullanarak ve bazı şirketlerden ücretsiz bir şekilde ekipmanlarını kiralamalarını rica ederek film çekimini bitirdik. Okul tarafından öğrencilere sunulan imkanların kıtlığı öğrencileri ya kendi imkanlarıyla ekipman satın almaya itiyor (BÜSK’ün yaptığı gibi) ya da şirketlerin lütfuna muhtaç bırakıyor. Ancak bazı ihtiyaç duyduğumuz şeyler var ki bu şekilde karşılanması çok daha güç. Filmin çekimi bittikten sonra kurgu aşamasına geçiliyor. Bunun için de bazı ücretli programlara ihtiyaç duyulabildiği gibi bu programların kullanılabileceği belki çok monitörlü bilgisayarlara da ihtiyaç duyuyoruz. Maalesef bu tür ihtiyaçlarımıza okul herhangi bir şekilde çözüm bulmuyor. Bu yüzden çoğu zaman öğrenciler kurgu yaparken bu iş için yeterli olmayan kendi kişisel bilgisayarlarını kullanmak durumunda kalıyorlar.
Filmin yapım sürecinde ders almaya devam etsek de biz en çok yaparken öğrendik: ekipmanları kullanmayı deneyerek, sette birbirimizden öğrenerek, kitaplarda okuduğumuz metodları uygulayarak… Aldığımız eğitim bizim film yapım sürecimizi destekleyici şekilde olmalı. Aldığımız ders bunu bir dereceye kadar sağladı; sonuçta ders bizden bir kısa film yapmamızı istiyordu ve öğretmenimiz de bu sürece destek olmaya çalıştı. Film yapım süreci hakkında çeşitli materyalleri ona ulaştırmamızı istedi: yapım-öncesi materyalleri (senaryo, shot listesi vs.) ve filmin kaba hali. Ama bu da bize neredeyse hiç yardımcı olmadı. Çünkü her grubun yapım sürecinin farklı olmasına rağmen herkesin aynı tarihlerde aynı materyalleri teslim etmesi gerekiyordu. Bu durum bizim ekibimizde şöyle bir duruma yol açtı: biz çekimleri bitirdikten sonra yapım-öncesi materyalleri teslim ettik. Bu sayede de öğretmenimizden aldığımız geri dönüşler bize gerektiği kadar yardımcı olamadı. Tabi bir de bu soruna bir öğretmenin 7 tane film grubuna aynı anda bakmasının beklenmesi ekleniyor. Bu nedenle de aldığımız geri dönüşler yine yetersiz kaldı.
Tüm bu sorunlar tekil bir üniversitede tekil bir derste yaşanan sorunlar değil. Bu sorunlarla eminim üniversite eğitimi alan her öğrenci karşılaşıyordur: Öğretmen eksikliği, öğrenimde ihtiyaç duyulan materyal eksikliği, öğrencilerin ihtiyaçlarına yetersiz kalan bir öğretim modeli. Bu sorunların bir kısmını, kaynak ihtiyacını (hem insan hem fiziki) Gençlik ve Spor Bakanlığına ayrılan bütçenin yetersiz olması oluşturuyor. 2026 için GSB’ye ayrılan toplam bütçenin yalnızca %1,46’sı, 3.302 milyar TL. MEB’e ayrılan bütçeyle beraber eğitime 2.896 trilyon TL ayrılmasına rağmen bu geçen yıla göre sadece %34’lük bir artış gösteriyor. Eğitime ayrılan bütçenin artışını geçen başka bir gider kanalını ise faiz ödemeleri oluşturuyor. 1 yılda yaklaşık %60 artarak temmuz ayında 1.32 trilyon TL’ye ulaştı.
Peki bu nasıl çözülebilir? Bize ayrılan bütçe nasıl artırılır? Bütçenin belirlendiği masada biz de olmalıyız. Bizim hayatımızı etkileyen kararlarda bizzat biz de söz sahibi olmalıyız. Öğrencilerin birleşerek örgütlenmesi gerekiyor. Sadece bir üniversitede, lisede olması yeterli değil, oralardaki yerel örgütlenmelerin de birleşmesi gerekiyor. Çünkü GSB’ye, MEB’e ayrılan bütçe hepimize ayrılıyor.
Bahsettiğim problemlerin başka kısımlarını da (öğretim modelinin yetersiz kalması vs) yine her öğretim kurumunda öğrenci öz örgütlenmelerinin oluşması, bunların üniversite işleyişinde söz sahibi olması ve aralarındaki dayanışmayla aşılabilir.
Sona yaklaşırken en başta bahsettiğim MAFM’ın kuruluşuna geri dönmek istiyorum. MAFM 2000 yılında Mithat Alam’ın şartlı bağışı sayesinde kuruldu. Şartlı bağış sözleşmesinde Mithat Alam’a belli hak ve sorumluluklar tanınıyordu. Bu hak ve sorumluluklar Alam’ın ölümüyle MAEV’e geçti. Naci İnci’nin başında olduğu kayyum okul yönetimi her ne kadar MAEV’le aralarındaki sözleşmeyi tek taraflı olarak fesh ettiğini açıklasa da hukuksuzca MAEV’in yönetim kurulundaki insanları işten çıkarsa da MAEV’e tanınan hak ve sorumluluklar onun MAFM’ı hukuken Boğaziçi dışına taşıyacak kadar geniş.
Bu hak ve sorumlulukların Boğaziçi’ne değil de önce bir kişiye sonra da okuldan bağımsız bir vakfa verilmesinin MAFM’ın yönetiminde Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin iradesini temsil eden veyetki sahibi olmasını zorlaştırmıştır. Yani öğrencilerin kendi eğitim hayatları üzerinde öz örgütlenmeleri sayesinde denetim kurabilmesine ket vurmuştur. Kısacası MAFM’ın üzücü hikayesi baştan kötü yazılmıştı.
MAFM peki neden bir kişinin bağış sözleşmesiyle kurulabildi? Neden devlet bütçesinden bu ihtiyaca yönelik bir kısım ayrılmadı? Ayrılsaydı bahsettiğim şartlı bağış sözleşmesine de gerek kalmazdı. Bu da ancak bahsettiğim üzere öğrencilerin merkezi bütçe yönetimi konusunda kendi öz örgütlenmeleriyle söz sahibi olmasıyla olabilir. Bu sadece MAFM için değil, üniversitelerde öğrencileri ilgilendiren her alan için geçerli bir kaidedir. Öğrencilerin merkezi bütçe üzerinde öz örgütlülük organlarıyla denetimi şart.
Bir film yukarıda bahsettiğim şekilde çok farklı şekilde yapılabilir, farklı yapım süreçlerinin sonucu olabilir. Yine de bir film için değil birçok filmin yapılması için gerekli şartları karşılamak için:
Üniversitelerde öğrenci-işçi denetimi!
Boğaziçi Üniversitesi’nden bir öğrenci
























