İTÜ rektörü Hasan Mandal’ın sosyal medya hesabına bakan biri kampüste öğrencilerle yürüyen, çorba dağıtan, şenliklere büyük sanatçılar getiren, okulun takımlarıyla kupa kaldıran çalışkan bir rektör görüyor. Çektiği sempatik videoların arkasına Tame Impala ya da Lin Pesto şarkıları koyan ulaşılabilir, öğrenci dostu, “versatil” bir rektör… Bir İTÜ öğrencisi olarak bu videoların sesini kısıp kampüsün maddi gerçekliğini aktarmak istiyorum. Ancak bu gerçekler sadece Hasan Mandal’ın şahsıyla ilgili değil, onun şahsında temsil bulan sisteme dair.
Kampüsteki arkadaşlarımız okula dair eleştirilerini çoğunlukla kültürel bir zemine sıkıştırıyor. Mandal’ın AKP’li olmasını, iktidara yakın vakıflara ve İslamcı gruplara okulda alan açmasını, toplumsal muhalefetle ilişkili kulüplerin baskı görmesini teşhir etmek elbette önemlidir. Ancak meseleyi Mandal’ın AKP’liliği ile açıklamak asıl tehdidi açıklamakta eksik kalır.
Hasan Mandal herhangi bir iktidar yanlısı kadro değil, bizzat sermayenin organik teknokratıdır. 4 yıllık Sabancı Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı, YÖK Başkan Vekilliği, 6 yıllık TÜBİTAK başkanlığı ile dolu özgeçmişi Türkiye’nin büyük burjuvazisi ile Tek Adam rejiminin üniversite politikalarında nasıl uzlaştığının örneğidir. Mandal bugün seküler de olsa, CHP/Yeni Parti iktidarında da olsa aynı politikaları uygulamaya devam edecekti. Peki bir teknokrat üniversiteyi nasıl yönetir? Tıpkı bir şirket gibi: Emeğin ve öğrencinin yemek, barınma, burs gibi giderlerini kısıp kaynakları ise sermaye için karlı yatırımlara kaydırarak yönetir. Bunların İTÜ’de nasıl gerçekleştiğini biraz anlatayım.
Beslenme hakkımız sübvanse ediliyor mu?
İTÜ’de yemekhane ücreti Ekim 2026 itibarıyla 60 TL’ye çıkarıldı. Türkiye’deki ekonomik yıkımı ve dışarıdaki fahiş fiyatları düşününce pek çok sıra arkadaşımız 60 lirayı uygun buluyor, üniversitelerdeki yemekhane zamlarını enflasyonun gereği olarak ele alıp protesto etmeyi gereksiz “solculuk” olarak görebiliyor. Ancak gelin bir hesap yapalım.
2021 yılında devlet üniversitelerinde ortalama yemek ücreti 2,98 TL idi, 2026’da ise bu rakam 60 TL. Artış %2000’in üzerinde. Aynı dönemde KYK bursu 650 TL’den 4000 TL’ye çıktı, yani %515 arttı. Yemekhane zamları burs zamlarını dörde katlamış.
Şimdi İTÜ özelindeki duruma bakalım. Yönetim 6 aylık yemekhane ihalesi için piyasa araştırması yapıp yaklaşık maliyeti 371,5 milyon TL olarak belirlemiş. Ancak ihaleyi alan Yirmi 3 Catering firması, bu normal maliyetin %28,5 altında teklif vererek işi 265,5 milyon TL’ye almış. Bu ne demek? Gıda enflasyonunun uçtuğu bir ülkede bir özel şirketin normal maliyetin üçte biri daha ucuza yemek çıkarıp üstüne kar edeceğini iddia etmesi demek. Bu da herhalde daha az işçi çalıştırarak, işçilerin haklarından kısarak, porsiyonları küçülterek, malzemeden kısarak mümkün. Şimdi bir de yemek fiyatları 60 TL’ye çıktı. Bu durumda ihalenin tamamını öğrenciler ödemiş olacak. Yani bir kamu üniversitesi öğrencinin kaliteli beslenmesini desteklemiyor, daha kalitesiz yemeğe mahkum ediyor. İTÜ yemekhanesinde çıkan yemeklerin kalitesine hiç girmeyip bunu İTÜ’lü arkadaşlarımın yorumuna bırakıyorum.
Burs mu transfer ücreti mi?
37 bin öğrencinin olduğu okulda İTÜ Vakfı 749 öğrenciye burs vermiş. Yönetim bu sırada YKS’de ilk 10’a girene tek seferlik 125 bin TL, aylık 24 bin TL, ilk 100’e girene ise aylık 24 bin TL ve ARI Teknokent’te şirket kurma önceliği vaat ediyor. Üniversitenin kaynakları binlerce yoksul öğrenci için değil okulu bir şirket gibi pazarlamak için transfer ücreti gibi kullanılıyor.
Savunma sanayii kıskacı
İTÜ’de öğrencinin yemeğine ya da yurduna bulunamayan kaynaklar nereye akıyor? Kampüsün göbeğindeki ARI Teknokent’e, savunma sanayii tekellerine ve Mandal’ın her gün poz verdiği İHA, SİHA, roket proje takımlarına.
Burada bazı sıra arkadaşlarımızla ilk seferde anlaşamayabiliriz ama tartışmamız şart. Bugün Türkiye’de iyi üniversitelerde mühendislik okuyan bir genç için ASELSAN, TUSAŞ, Baykar, Roketsan gibi savunma sanayii şirketleri, özel sektörün “asgari ücretin bir üstü” dayatmasına kıyasla iyi maaş, prestij ve güvence sunan tek çıkış kapısı gibi görünüyor. Fikren zaten sorunu olmayanlar “ülkemizi savunuyoruz, terörle savaşıyoruz” diyerek baştan meşru görüyor. Oysa biz bu düzene pasifist hippiler olduğumuz için değil sınıfımızın çıkarları için karşı çıkıyoruz.
Bir insanın insanca yaşayacak maaş ile insanca koşullarda çalışabilmesinin tek yolunun silah, füze ve ölüm teknolojileri üretmekten geçmesi kapitalizmin mühendisliği rehin almasıdır. Deprem ülkesi olan Türkiye’de, hem de İTÜ gibi bir okulda inşaat, jeoloji, çevre ve şehir planlama bölümleri halkın güvenli barınma hakkı için desteklenmezken, kamu kaynaklarının silah şirketlerine akıtılmasının mantıkla açıklanabilir bir tarafı var mı? İTÜ’nün kamu arazisi, elektriği, altyapısı, öğrencilerin emeği ile Ar-Ge yapılacak, Teknokentte şirketler vergiden muaf tutulacak, silahlar satılacak ve kullanılacak. Bu sistemden işçi çocuklarına kalan ölüm olacak, kar patronların cebine akacak. Bu düzenin rasyonel hiçbir tarafı yok.
Sermaye bize “seçkin birer mühendis” olma havucu uzatarak bu çarkı sorgulamamızı engelliyor. Oysa mezunların çok küçük bir kesimi hariç hepimiz maaşının yarısını kiraya veren, günde 10 saat mesai yapan, kredi kartı borcuyla yaşayan vasıflı ama ücretli birer işçi olarak yaşayacağız. Yakalayamayacağımız bir havucun peşinden koşarak kendi sınıfsal gerçekliğimize yabancılaşmamamız gerek.
Birlikte mücadele edelim!
Ayrıca bu şirket, silah sanayii ve girişimcilik odaklı üniversite modeli kampüste rekabetçi, milliyetçi, eril ve cinsiyetçi bir insan profilini de yeniden üretiyor. Kampüste bu dilden, bu kültürden rahatsız olan, emeğinin savaş tekellerine peşkeş çekilmesini istemeyen, başka bir düzeni arzulayan onlarca insan olduğumuzu biliyoruz. Ancak bu gidişatı durdurmak için mücadeleyi sadece Hasan Mandal’a veya AKP’ye karşı kültürel bir itiraza sıkıştıramayız.
Bu boğucu kültürü ve şirket-üniversite düzenini aşmanın yolu, mücadeleyi sadece kültürel çatışmalara veya liberal “özerklik” kavramına sıkıştırmamak, doğrudan bu çarkın kendisine karşı birleşmektir. Özerklik tam da burjuvazinin üniversiteleri piyasa ve şirketlere açmak için kullandığı kavramdır. İhtiyacımız olan bilimin ve tekniğin burjuvazinin, emperyalizmin ve savaş tekellerinin değil emekçilerin, ezilenlerin, tüm insanlığın yararına geliştirildiği Özgür Emekçiler Üniversitesi’dir.
İTÜ’nün, İTÜ Vakfı’nın, ARI Teknokent’in şirketlerle yaptığı protokollerin ve yemekhane ihalelerinin şeffaf biçimde açıklanması için mücadele edelim. Üniversite bütçesi silah şirketlerine akmasın. Öğrenci ve emekçilerin denetiminde ücretsiz, nitelikli barınma ve beslenmeye aktarılsın diyelim.
Kampüslerin savaş şirketlerinin atölyesi yapılmasına son verilmesini talep edelim. Kulüplere uygulanan siyasi baskılara son verilmesini talep edelim. Üniversite iktidarın atadıklarıyla değil, öğrencilerin, akademik ve idari emekçilerin seçilmiş konseyleri ile yönetilsin diyelim.



























