7-8 Temmuz 2026’da NATO zirvesinin Ankara’da düzenlenecek olması bu askeri ittifaka dair tartışmaları yeniden gündemimize taşıdı. Liderler toplanıp “güvenlik” ve “savunma” üzerine konuşurken öğrenci hareketi için bu zirve soyut bir diplomasi etkinliği değil, doğrudan kendi geleceğimize dair bir mesele. Çünkü bu savaş makinesinin parçası olmamızın faturasını, ne yazık ki, bu ittifakın hiçbir kararında söz sahibi olmayan emekçi halk ödeyecek.
Emperyalizm yanlısı medya NATO’yu hâlâ “barışı koruyan”, “demokrasiyi savunan” ve “üye ülkelerin güvenliğini sağlayan” bir ittifak olarak sunuyor. Ancak bizler biliyoruz ki NATO’nun tarihi aynı zamanda halklara karşı yürütülen müdahalelerin tarihidir. 1949’da NATO’nun kuruluşu, hakları için mücadele eden emekçilere, sömürgeciliğe karşı ayağa kalkan halklara ve sosyalizm için verilen mücadelenin yarattığı ilerici birikime karşı emperyalist sistemin verdiği bir yanıttı.
Bugün dünyanın dört bir yanında savaşlar, işgaller ve soykırımlar sürerken NATO bütün bu süreçlerde çözümün değil sorunun bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Yugoslavya’nın bombalanmasından Afganistan’ın işgaline, Libya’nın yıkımından Ortadoğu’daki askeri operasyonlara kadar NATO’nun bulunduğu her yerde yoksulluk, göç ve istikrarsızlık derinleşiyor. “Güvenlik” ve “demokrasi” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılan bu müdahaleler gerçekte emperyalist güçlerin çıkarlarını korumaktan başka bir işe yaramıyor.
Zirvenin Ankara’da yapılması da tesadüf değil. Gazze’de soykırım sürerken, Ortadoğu’da savaşlar bölgeyi sarmışken, Türkiye’nin coğrafi konumu NATO açısından her zamankinden kritik hâle geldi. Dünyanın en büyük askeri ittifakının liderlerinin Ankara’da toplanması, Türkiye’nin emperyalist saldırganlık planlarının daha da merkezine çekilmesi anlamına geliyor. İncirlik ve Kürecik üsleri, Ortadoğu’daki emperyalist savaşların ve Siyonist devletin saldırganlığının lojistik ayağı olarak kullanılıyor.
Bize “güvenlik” diye sunulan şey aslında bizim güvenliğimizi hiçe sayan bir düzenin sigortası. NATO’nun tarihi boyunca kimin yanında durduğuna bakmak yeterli: darbeleri destekleyen, işçi hareketlerini bastıran, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren rejimlerin yanında. Bugün de Gazze’de soykırım sürerken İsrail’e en çok silah satan ülkelerin NATO’nun başını çekmesi tesadüf değil. NATO’nun temsil ettiği militarist düzen tam da şunu ifade ediyor: emekçi halkın ihtiyaçlarının değil, sermayenin ve savaş sanayisinin çıkarlarının öncelenmesi. Türkiye’nin NATO ülkesi olması demek emperyalist ABD’nin savaş suçlarına, Siyonist devletin soykırım ve işgal saldırılarına ortak olması demektir.
Talebimiz nettir: NATO’dan çıkılsın, emperyalist üsler kapatılsın, savaş bütçeleri eğitime, sağlığa ve istihdama aktarılsın. 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak bu savaş ittifakına karşı sesimizi yükseltmeliyiz, çünkü güvenliğimizin garantisi silahlı ittifaklar değil, emekçilerin iktidarıdır.
Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden bir öğrenci


























