Öğrencinin iki yakası bir araya gelmiyor

Kapitalizmin derinleşen krizi, kâr oranlarının korunması için kamusal harcamaların kısılmasını ve sosyal hakların daraltılmasını beraberinde getiriyor. Bunun bedelini ödeyen kesimlerden biri de öğrenciler. Yetersiz KYK yurtları, enflasyon karşısında eriyen burslar, yemekhane zamları ve giderek pahalılaşan temel ihtiyaçlar, eğitim hayatını sürdürmeyi her geçen gün daha zor hale getiriyor. Geçinebilmek için çalışmak zorunda kalan öğrenciler, derslerine ayırmaları gereken zamanı mesaide harcıyor. Üniversite hayatı, birçok genç için öğrenme ve kendini geliştirme sürecinden çok, ay sonunu getirme mücadelesine dönüşüyor.

Kamusal kaynaklar şirketlerin ihtiyaçları doğrultusunda kullanılırken barınma, beslenme ve eğitim gibi temel haklar piyasanın insafına bırakılıyor. Burslarla geçinemeyen, kirasını ödeyemeyen, ay sonunu getirmek için beslenmesinden kısmak zorunda kalan öğrencilerin yaşadığı sorunlar tekil örnekler değil, öğrencileri kendi kaderlerine terk eden düzenin eseri.

Üstelik öğrencilik yıllarında başlayan bu güvencesizlik mezuniyetle birlikte ortadan kalkmıyor. Okurken düşük ücretlerle çalışmaya zorlanan gençleri mezuniyet sonrasında da işsizlik, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma bekliyor. Bugün geçinebilmek için derslerinden ve sosyal yaşamından vazgeçen öğrenciler, yarın aynı koşullarda çalışmaya mahkûm ediliyor. Öğrenci yoksulluğu bu nedenle yalnızca öğrencilerin meselesi değil; emeğin değersizleştirilmesi ve kamusal hakların daraltılmasıyla doğrudan bağlantılı bir sınıf meselesidir.

Bu koşulları değiştirmek için öncelikle öğrencilerin temel ihtiyaçları güvence altına alınmalı. Burslar gerçek yaşam maliyetlerine göre artırılmalı, öğrenim kredileri karşılıksız bursa dönüştürülmeli. Her öğrenciye ücretsiz, nitelikli ve güvenli barınma sağlanmalı; yemekhanelerde sağlıklı yemek ücretsiz sunulmalı. Yurtların ve yemekhanelerin işleyişinde öğrencilerin ve çalışanların söz sahibi olması sağlanmalı. Hiçbir öğrenci eğitimini sürdürebilmek için çalışmak, karnını doyurabilmek için öğün atlamak ya da barınabilmek için güvencesiz koşulları kabul etmek zorunda kalmamalı.

Öğrencilerin mücadelesi işçilerin ve emekçilerin mücadelesinden ayrı düşünülemez. Çünkü öğrenciyi ucuz işgücüne dönüştüren koşullar, işçinin karşısına düşük ücret ve güvencesizlik olarak çıkıyor. Öğrencilerin işçilerle ve emekçilerle yan yana gelmesi, mücadeleleri ortaklaştırarak yoksulluğu üreten koşullara karşı birlikte hareket etmesi gerekiyor. Yurtlarda, yemekhanelerde ve kampüslerde yaşadığımız sorunları ortaklaştırmalı; öğrencilerin birlikte karar alabileceği, taleplerini birlikte savunabileceği örgütlü yapılar kurmalıyız.

Öğrenci yoksulluğu kaderimiz değil; kârı insan ihtiyaçlarının önüne koyan düzenin sonucudur. Haklarımızdan vazgeçmemizi bekleyenlere karşı geleceğimizi birlikte savunmalı, ortak ve örgütlü bir mücadele kurmalıyız. Çünkü saldırı sınıfsaldır; yanıtımız sınıfsal ve örgütlü olmak zorundadır.

Önceki İçerikÖğrencinin tabağından sermayeye: üniversitelerde beslenme krizi