Aç karnına ders: ilköğretimde beslenme sorunu

Türkiye’de her eğitim yılı aynı iki başlıkla açılıyor: kantinde artan fiyatlar ve okula aç giden çocuklar. Oysa çözüm yıllardır resmi belgelerde yazılı; sorun bunun bir türlü yaygın uygulamaya dönüşmemiş olması.

OECD’nin değerlendirmesine göre Türkiye’de her beş çocuktan biri yeterli beslenemiyor, her dört çocuktan biri okula aç gidiyor; derinleşen ekonomik kriz nedeniyle 6,5 milyon çocuk aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. Bir TBMM önergesinde aktarılan veriye göre günde yiyecek parası olmadığı için yemek yiyemeyen öğrenci oranı yüzde 19,2 ile PISA anketindeki en yüksek seviyede ölçüldü. Derin Yoksulluk Ağı’nın raporuna göre gelir yetersizliği nedeniyle her dört aileden biri bir gün veya daha uzun süre gıdasız kalıyor; hanelerin yüzde 38,7’sinde neredeyse her gün öğün atlanıyor.

Bu tablonun çarpıcı yanı, çözümün yıllardır “planlanıyor” olması. On Birinci Kalkınma Planı’nda (2019-2023) “Dezavantajlı bölgelerden başlayarak okul yemeği uygulamasına geçilecektir” ifadesi yer alıyordu; 2019 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda ise “ilkokullarda okul yemeği programına başlanacağı” belirtilmişti. Bu vaadin küçük bir kısmı hayata geçirildi: Pilot uygulama olarak Gaziantep, Şanlıurfa ve Hatay’da 15 bin 920 öğrenciye beslenme verilmeye başlandı ama program yaygınlaştırılmadı, altı yılı aşkın süredir üç ilde sınırlı kaldı. Oysa Türkiye’nin toplam öğrenci sayısı 17 milyonu aşıyor, yani pilotun kapsadığı sayı beslenme ihtiyacının binde birine bile ulaşmıyor.

Yasama tarafında da farklı bir tablo göremiyoruz: 2023 ve 2024’te TBMM’ye sunulan, öğrencilere ücretsiz gıda ve öğün desteği öngören kanun teklifleri hâlâ komisyonda bekliyor.

2026-2027 eğitim yılı öncesinde Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu yine “asıl okul bileşeni kantinler değil yemekhaneler olmalıdır” çağrısını yineledi. Kimi okullarda sorun sadece beslenmenin ücreti değil; öğrencilerin erişebileceği bir kantin veya yemekhane olmaması. Tüm bunların yanında kantin fiyatları artmaya da devam ediyor. Eğitim-İş’in Ankara araştırmasına göre kantin ürünlerinde artış yüzde 41’e ulaşırken, İstanbul’da tost-ayran fiyatı bir yılda 90 liradan 130 liraya çıktı.

Sonuç olarak devlet 2019’dan beri planlara “okul yemeği” yazıyor, üç ilde küçük bir pilot yürütüyor, ama asıl genişleme adımı atılmıyor. Bu sırada kantin fiyatları enflasyonun üzerinde artarken, açlıkla okula giden çocuk sayısını gösteren rakamlar aynı yerde kalıyor. Ne gece yatağa aç karnına giden çocuklar ne de yetersiz ve niteliksiz beslenme yüzünden gençlerde artan hastalıklar tesadüf. Aksine bu bilinçli bir tercih, sermayenin tercihi. Tek Adam rejimi derinleşen ekonomik krizin faturasını emekçilere keserken emekçi çocuklarına ise yoksulluktan başka hiçbir şey vaat etmiyor. Oysa zenginlerin servetlerine servet katmak için harcanan paralar öğrencilerin beslenmesi için harcansa, Koç ve Sabancı gibi sermayedarlar kârlarına kâr katabilsin diye emekçilerin cebinden çıkan vergilerle ödenen dış borçların ödemeleri durdurulsa bütün bu tablo değişebilir. Bunun için emekten yana bir mücadeleyi okul sıralarımızdan başlayarak büyütmeliyiz.

İstanbul’dan bir lise öğrencisi

Önceki İçerikKYK’da günün menüsü: Yoksulluk ve geleceksizlik!